Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | İletişim |                                                                                      

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

PROF. DR. NACİ GÖRÜR

PROF. DR. NACİ GÖRÜR

Kategori  Kategori : AKADEMİSYENLER
Yorumlar  Yorum Sayısı : 2
Okunma  Okunma : 4382
Tarih  Tarih : 14 Kasım 2009, 12:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Prof. Dr. GÖRÜR 9 Eylül 1947 senesinde Elazığ’ın Nailbey Mahallesi, Ok Sokak’ta bulunan 10 numaralı şirin bir kerpiç evde hayata gözlerini açtı.Liseyi bitirinceye kadar burada yoksul, ama mutlu bir hayat yaşadı. Henüz dört yaşındayken babasını kaybetti. Babasını hemen hemen hiç hatırlamıyor.

Onunla ilgili tek anısı rahmetli ile birlikte bir faytonla hastaneye gitmek. Babası Ahmet Efendi marangozluk yaparmış. Çevrede Ahmed-i Peyki olarak da bilinirmiş.Sayın GÖRÜR baba tarafını pek bilmiyor. Babası öldükten sonra her nedense o taraftaki yakınları ile ilişki kesilmiş. Anne tarafı Elazığ’da oldukça iyi bilinen bir aile. Annesinin babası saygın bir din âlimi. Bugün Harput’taki İmam Efendi türbesinde yatan dört zattan biri olan Mustafa Naci Hazretleri’dir. Sayın GÖRÜR elbette ki dedesini görmemiştir. Çocukluğu ve gençliği Mustafa Naci Hazretleri ile gönül bağı olan

Kazım Efendi’nin himayesinde geçmiştir.

Annesi Hatime Hanım, şefkatli bir Elazığ hanımıdır. Genç yaşta dul kalmasına rağmen çocuğunu kanatlarının altına almış, ona babasızlığını hissettirmemek için canını dişine takmış ve onu iyi bir adam olarak yetiştirmeye çalışmıştır. Kendisi ümmi olmasına rağmen, küçük Naci’nin okuması için her zorluğa göğüs germiştir. Bu duygu 1950’lerin Elazığlıları için hiç de yabancı değildir. O yıllarda en büyük zenginlik okumuş olmak olarak addedilirdi. Okumuş insanlara saygı gösterilir ve toplum içerisinde ayrı bir yer verilirdi. Sayın GÖRÜR, bu konuda öğrencisi olduğu Altınova İlkokulu başöğretmeni İzzet İLHAN Bey’in Kasaplar Çarşısı’ndan geçerken esnafın  ayağa kalkarak nasıl saygı gösterisinde bulunduğunu unutamadığını söylüyor.Naci GÖRÜR, bir ağabeyinin ve ablasının olmasına rağmen evin tek evladı olarak büyümüştür. Ağabeyi Mustafa Bey, o sıralarda İstanbul’a yerleşmiş, ablası Güllü Hanım ise Adana’ya gelin gitmiştir. Çocukluk günlerinde en yakın

olarak gördüğü aile efradı dayısı Abdullah DEMİREL Efendi ve onun ailesidir.

Naci Bey, ilk ve orta öğrenimi sırasında oldukça çalışkan ve başarılı bir öğrencidir. Çoğu kez okuduğu okulların “iftihar listelerine” geçmektedir. İlk Okulu Altınova İlkokulu’nda, ortaokulu Atatürk Ortaokulu’nda, liseyi de Elazığ Lisesi’nde bitirmiştir. Hayatının bu dönemlerinde hatırladığı tek şey “çalışmak”. Çalışmakla sadece ders çalışmayı kastetmiyor. Ders çalışmanın yanında para kazanmak için de çalışmış. İlkokulda yaz aylarında “keskin nane” şekeri satmış. O günleri hatırlarken gözünün içi gülüyor. Bir keresinde istasyonda, trende nane şekeri satarken tren hareket etmiş, inmek istemiş, ama becerememiş.Mecburen korku ve üzüntüyle Yolçatı’ya kadar gitmiş. Bu arada kazandığı

para ve şekerlerinin tümünü de yol parası için harcamış. Ortaokul ve lise çağlarında hükümet konağı ve postanenin olduğu yerlerde kitap kiraya vermiş. Bu kitaplar Teksas, Tommiks, Redkit, Kinova, vb. kitaplarmış. Bizim zamanımızda bu kitaplar çok okunurdu diyor Naci GÖRÜR. “Büyüklerimiz, o kitaplar için zararlı derlerdi, ama ben hiçbir zararını görmedim, aksine ufkumu açtı.” diyor Naci Bey. Bir de önemli bir noktaya dikkati çekiyor. Kendisinin ve daha birçok arkadaşının o çağlarda ve üstelik de Elazığ gibi bir yerde dünya klasikleri içerisinde yer alan romanları okuduğunu söylüyor.“Bütün bu romanlar Varlık Yayınları tarafından cep kitapları şeklinde yayımlanmıştı, kolaylıkla alır okurduk.” diyen Naci Hoca bunu da Atatürk Cumhuriyeti’nin eğitim başarısına bağlıyor. Prof. Dr. GÖRÜR çok da ders çalıştığını söylüyor. “Bizim zamanımızda lisede fen bölümünde olan bir öğrencinin çok çalışması gerektiğini herkes bilirdi diyor.” Dersi de öyle tek başına çalışmazmış, bir arkadaş grubu ile birlikte çalışırlarmış. Çalışma mekânları da özellikle yaz aylarında orman fidanlığıymış. Naci Hoca “Çok yoğun çalıştığımız için açık hava iyi geliyor, daha iyi anlıyorduk.” diyor. Hatta okul çıkışı sık sık Harput’a gider giderken de yolda ders çalışırmış. 1963-1966 döneminde Elazığ Lisesi çok iyiymiş. “Fatma SAYIN, Memnune BİLDİK, Seyit Ahmet AĞRALI gibi fen hocalarımız vardı. Bizi çok çalıştırır ve iyi yetiştirirlerdi. Hatta matematik hocamız Seyit Ahmet Bey kendisi Avrupa doktora sınavlarına hazırlandığı için çözmek istediği problemleri bize de çözdürürdü.” diyor Naci Bey. O dönemde bir lisenin başarısı özellikle İstanbul Teknik Üniversitesi’ne vermiş olduğu öğrenci sayısıyla ölçülürmüş.

1966 yılında Elazığ Lisesi’ni bitiren Naci GÖRÜR, İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi’ne giriyor. İlk iki sene genel mühendislik dersleri okuyan GÖRÜR, ikinci sınıfta fakültenin jeoloji mühendisliği bölümüne ayrılıyor. Üniversite hayatının da zorlu geçtiğini söylüyor Naci Hoca. Ailesinden düzenli bir geliri olmadığı için sıkıntılı günler geçiriyorlar. Liseden üç arkadaşı ile birlikte ev tutuyorlar, yemeklerini genellikle İTÜ’nün yemekhanelerinde yiyorlar. Yokluktan olsa gerek derslerini de üniversitenin amfilerinde çalışıyorlar. “İmtihan zamanı günlerce sıraların üzerinde yattık.” diyor Naci Hoca. O yılların zor olduğunu ve öğrenci hareketlerinin de başladığını belirtiyor. “Boykot ve işgallerin içerisinde sağa sola bulaşmadan ders çalışmaya çalışıyorduk.” diyor Naci Bey. Ama gene de hayatının en güzel yıllarının üniversite yılları olduğunu belirtmeden de edemiyor.

Naci Hoca’nın hayatı bir bakıma Teknik Üniversite’nin 3. sınıfına geçmesiyle değişiyor. Bu süre zarfında mesleki derslerdeki tutumu ve sınavlardan aldığı notlar sayesinde meşhur yerbilimci Prof. Dr. İhsan KETİN’İN dikkatini çekiyor. İhsan KETİN, ülkemizdeki Kuzey Anadolu fayını ilk bulan dünya çapında bir jeolog. Bir gün Naci Bey’i yanına çağırarak okulu bitirince akademik hayatta kalıp kalmayacağını soruyor ve evet cevabını aldıktan sonra da onu yanına alıyor. “O günden sonra henüz 3. sınıf öğrencisi olmama rağmen sanki bir asistanmışım gibi kürsüde yerim oldu ve hep hocalarla birlikte çalıştım. İhsan Hoca bir usta-çırak anlayışıyla beni yetiştirmeye çalıştı.” diyor. Mutluluk sadece bu olayla da kalmamış ve bu genç çalışkan öğrenciye İstanbul Teknik Üniversitesi “Öğretim Üyesi Aday Adayı” bursunu vermiş. Bu burs üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla başarılı öğrencilere verilen bir bursmuş. Naci Hoca’nın dediğine göre o zaman için de bayağı iyi para veriyorlarmış. Bu bursu alınca rahmetli annesi Hatime Hanım’ı da İstanbul’a yanına almış. Naci GÖRÜR İTÜ’yü 1971 yılında bitirmiş ve o yıl aynı üniversitede asistan olarak göreve başlamış

Prof. Dr. İhsan KETİN, Naci GÖRÜR’ ÜN yurt dışında karbonat kayaları üzerinde sedimantoloji doktorası yapmasını istiyormuş. Bu konuda Türkiye’de yetişmiş pek kimse yokmuş. Naci Bey ise o sıralar gene hemşerimiz olan Ayten AKYILDIZ Hanımefendi ile evlenmeyi planlıyormuş. Bunu İhsan Hoca’ya pek açıklayamıyormuş, çünkü hoca, asistanlarının doktoradan önce evlenmesine karşıymış. İhsan Hoca durumu öğrenince birkaç ay Naci Bey’le konuşmamış. Naci Hoca İhsan KETİN’İN planı doğrultusunda 1973 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurt dışı doktora sınavlarına giriyor. Bu sınavları kazanıyor ve evlenerek doktora yapmak üzere Londra Üniversitesi, Imperial Collage gidiyor. 1973-1978 yıları arasında başarılı bir doktora çalışması yapıyor ve genç bir bilim doktoru olarak ülkemize geri dönüp gene İhsan KETİN Hoca’nın kürsüsünde çalışmalarına başlıyor.

Naci Hoca yurt dışından döndükten sonra bütün gücüyle ülkemizin petrol havzalarında araştırmalar yapıyor. Bu araştırmalarında Türkiye petrollerinin çok önemli maddi ve manevi desteği oluyor. Hoca özellikle Güneydoğu’daki araştırmalarını hiç unutamıyor. “Bütün Güneydoğu Anadolu dağ kuşağını adım adım inceledim.” diyor.TPAO bu araştırma için bir askeri helikopter tutmuş. Van’a yakın bir yerde bir arazi kampı varmış. Çadırlarda yatıyorlarmış. Her sabah erkenden helikopterlere binip araziye çalışmaya gidiyorlarmış. 1980-1984 seneleri arasında o bölgede henüz terör olayları da yokmuş. Hoca, terörün başladığı 1984 yılında çalışmaları bıraktıklarını söylüyor. Bu arada bir de anısını anlatıyor: “Çok sevdiğim arkadaşım Prof. Dr. Remzi AKKÖK’le birlikte Cudi Dağları’nda bir yerde küçük bir çadırda gecelemiştik. Yanımızda da o yöre köylerinden bir kılavuzumuz vardı. Şafak vakti heyecanlı bir Kürtçe konuşmasıyla uyandık. Çadırdan çıktığımızda bizim kılavuzun elinde kalaşnikof bir tüfek tutan iri yarı birine yalvardığını gördük. Sonradan öğrendik ki kılavuz o PKK’lı adama bizim iyi insanlar olduğumuzu söyleyip öldürmemeleri için yalvarıyormuş.Adam bize ters ters bakmış, sonra da bir el işaretiyle çağırdığı beş tane silahlı adamıyla birlikte gözden kaybolmuştu.”

Naci Hoca, başta İhsan KETİN olmak üzere Teknik Üniversite’deki yakın meslektaşlarıyla birlikte Türkiye jeolojisinin anlaşılmasına büyük katkılarda bulunmuş ve yapmış olduğu çalışmaları uluslararası dergilerde yayımlayarak haklı bir uluslar arası ün kazanmıştır. Kendisi bugün dünyada en fazla tanınan yerbilimcilerimizden biridir. Çok sayıda uluslararası yayını vardır. Bu yayınlar 1000’in üzerinde atıf almıştır.Bu çalışmaları sonucunda dünyada birçok bilim kuruluşuna üye olarak seçilmiştir.1983 yılında “Tübitak Teşvik Ödülü”nü almış, 1997 yılında da Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TÜBA) asli üye olarak seçilmiştir.

Hemşehrimiz Prof. Dr. Naci GÖRÜR’ÜN tüm Türkiye’de sokaktaki insanların bile tanıdığı bir şahsiyet haline gelmesi, yapmış olduğu deprem araştırmalarından sonra olmuştur. 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinden sonra sık sık televizyonlara çıkarak Marmara Bölgesi’nin, dolayısıyla da İstanbul’un büyük bir deprem tehdidi altına girdiğini söylemiş, halkı ve yetkilileri uyarmıştır. Prof. Dr. GÖRÜR, beklenen İstanbul depremi Marmara Denizi’nden geleceği için bu denizde çok sayıda ulusal ve uluslararası gemilerle jeolojik ve jeofizik araştırmalar yürütmüştür. Bu araştırmalarda Türk, Fransız, İtalyan ve Amerikalı bilim adamaları birlikte çalışmıştır. Prof. Dr. GÖRÜR, 2007 senesinde küçük bir denizaltıyla Marmara Denizi’nin 1240 m derinliklerine dalmış ve İstanbul’u tehdit eden deniz tabanındaki fayı yedi saat süreyle incelemiştir. Çalışmaların sonuçları birçok uluslararası kongrede sunulmuş ve gene yurt dışındaki saygın dergilerde yayımlanmıştır. Prof. Dr. GÖRÜR, ayrıca bu araştırmaları ve ülkemizi bekleyen deprem tehlikesini Faya Seyahat adlı bir popüler bilim kitabında yayımlamıştır. Bu kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları serisinde yayımlanmıştır. Bütün bu çabalarına rağmen Naci Hoca deprem tehlikesini yeterince halka ve yetkililere anlatamadığını düşünüyor. İsterseniz bu konu ile ilgili yakarışını kendi ağzından dinleyelim: “İnsanlarımız ve idarecilerimiz tehlikenin büyüklüğünü anlamıyor. Bütün bilimsel verileri idarecilerin önüne koyuyorsunuz, bunun ne anlama geldiğini kavrayamıyor. Halk ise kaderci; sorunu anlayıp, önlem almak yerine veya önlem hususunda yöneticilere baskı yapmak yerine problemi görmezden gelip, İnşallah bir şey olmaz vurdumduymazlığını tercih ediyor. Tercih ediyor da bu musibetten kurtuluyor mu? Hayır. Bakın aynı sorumsuz davranış Gölcük ve Düzce depremlerinde de sergilenmişti. Ne oldu? Kurtulabildiler mi? Dile kolay bir gecede 20.000’den fazla insanımız öldü.

Benzer sorumsuzluğu Elazığlılar da yapıyor. Hâlbuki Elazığ’da ciddi bir deprem

kenti ve bu kent yapı stoku itibariyle deprem açısından güvenli değil. Aktif Doğu  Anadolu fayı hemen Elazığ’ın burnunun dibinden geçiyor. Sivrice-Palu arasında. Tarihi

kayıtlara çok açık bu fay üzerinde 7’ler mertebesinde depremler olmuş. 1789, 1874 ve 1875 yıllarında Palu-Sivrice-Sincik hattında olan depremler büyük bir yıkıma ve can kaybına neden olmuş. Ama bizim insanımız günlük yaşıyor, bugünden yarına bir şey olmayacağını kestiriyorsa gerisini umursamıyor. Fakat bu çağdaş bir toplum ve insan davranışı değil. Gün gelir büyük acılara gark oluruz. Bize yakışan aklın, bilimin gösterdiğini yapmaktır.”


Kaynak:Zekeriya BİCAN - SEKİZİNCİ ŞEHİR İZ BIRAKANLAR


Aşağıdaki formu doldurak Yorum Yapabilirsiniz

Bu habere toplam 2 yorum yazılmıştır.

Hocamızın Hayatını Yaşayarak Okudum,Yıllardır tanıdığım hocamızın Hiç bilmediğimyönlerini öğrendim.Hele Postahanenin Yanında Kesirik,Sürsürü Münübüslerinin arasında kitap kiralama olayını unutmuştum bile.resmen ogünlere döndüm.
Kaleme alanların eline sağlık,diğer örenek isanlarımızında hayatını okumak isteriz.Hocamıza sağlıklı üzün ömürele diliyorum.
ali çolak [ 02 Aralık 2009, 14:58 ]
hocam hayatını güzel bir anılar yaşamış sınız allah sağlıklı güzel uzun ömür versin FAKAT sizin dalınız olan maden üzerin den bir sorum olacak KEMARERİK DİYE birtaş

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

AKADEMİSYENLER

En Çok Okunan Haberler

ANKET

Kampanyamızı Nasıl Buldunuz





Tüm Anketler

Tüm Hakları Marmara Elazığlılar Derneği'ne Aittir. Acıbadem Caddesi Gayretli Sokak Demirciler Apt No:20/2 Daire 8 Acıbadem-Üsküdar/ İstanbul (E-5 Karayolu Üzeri Acıbadem) 0216 34 000 23
RSS Kaynağı